İşte Abd’nin yeni Fetö’sü

BAE tarafından fonlanan, Batı ile yakın ilişkileri bilinen ve dinler arası diyalog-karşılıklı hoşgörü benzeri akımların günümüzdeki en önemli temsilcilerinden biri olan Hamza Yusuf, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun danışmanı oldu. ABD’nin yeni ‘hoca’sı Hamza Yusuf, BAE merkezli, “Müslüman Toplumlarda Barışın Yayılması Forumu”nun da başkan yardımcısı.

Batı’daki yakın ilişkileriyle oldukça tepki çeken, Müslümanların en büyük engeli konumundaki Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) tarafından fonlanan ve el üstünde tutulan Hamza Yusuf, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun danışmanı oldu. Dışişleri Bakanı Pompeo, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, ekibin farklı etnik ve dini yapıya sahip kişilerden oluştuğunu ve amacının ABD’nin dış politikasında insan haklarının rolünü incelemek olduğunu ifade etti.

Büyük tepki çekti

BAE yönetimi ile arasındaki ilişki nedeniyle son dönemde ABD’deki Müslüman toplumundan ciddi eleştiriler alan Yusuf, “Başkan Donald Trump yönetiminin politikalarına alet olacağı” gerekçesiyle de eleştirildi.

Princeton Üniversitesi’nde İslami Bilimler Profesörü Usaama al Azami, İngiltere merkezli “Middle East Eye” internet sitesine konuşarak Yusuf’u eleştirdi.

Yusuf’un, söz konusu pozisyonu kabul etmesini “Batı İslamı’nda sıkıntılı gelişme” olarak nitelendiren Azami, şu ifadeleri kullandı:

“Batıdaki en tanınmış ve kabul görmüş İslam alimlerinden birinin Amerikan tarihinin en İslam karşıtı ve rüşvetçi yönetimi ile çalışması, Müslümanlar tarafından kolayca unutulmayacak ve affedilmeyecek bir karardır. Bu durum, 9/11 saldırıları sonrasında (George) Bush yönetimine tavsiye vererek birçok Müslüman’ı Cumhuriyetçilere oy veremeye çağırmaktan bile kötü bir olaydır.”

BAE ve işbirlikçilerinin Batı’daki gözü-kulağı

Hristiyan olarak yetiştirilen, geçirdiği trafik kazasının ardından Müslüman olan Hamza Yusuf, bir davet üzerine BAE’ye gidince hayatı tamamen değişti. 12 Ocak 2019 tarihinde Yusuf hakkında yazan Yeni Şafak yazarı Taha Kılınç, şu bilgileri vermişti:

(…) “Arap Baharı” adı verilen bölgesel türbülans sürecine kadar, Hamza Yusuf ve Şeyh Abdullah bin Beyye’nin çizgisi Ortadoğu’nun genel gidişatıyla uygunluk arz ediyordu. Bölge ülkeleriyle siyasî ve dinî temas rutin biçimde sürüyordu. Hamza Yusuf, 2009’da Berkeley-Kaliforniya’da kurduğu Zaytuna College üzerinden ilmî faaliyetlerini artık kurumsallaştırmış, Bin Beyye de merkezi Katar’ın başkenti Doha’da bulunan ve başkanlığını Şeyh Yûsuf el Karadâvî’nin yürüttüğü Dünya Müslüman Âlimler Birliği’nde “başkan yardımcılığı” görevini üstlenmişti. Derken, tıpkı 1977’deki o trafik kazası gibi, bölgede meydana gelen bir “kaza” -3 Temmuz 2013 Mısır askeri darbesi- Hamza Yusuf-Abdullah bin Beyye ikilisini bambaşka bir yola soktu.

Şeyh Abdullah, darbeden kısa bir süre sonra, o zamana kadar “asrımızın şeyhülislâmı” olarak övdüğü Yusuf Karadâvî’nin yanından aniden ayrıldı; Katar’ın başkentiDoha’dan BAE’nin başkenti Abu Dabi’ye taşındı. Ardından, Abdullah bin Beyye’nin başkanlığında, Abu Dabi merkezli yeni bir oluşumun kurulduğu duyuruldu: “Müslüman Toplumlarda Barışın Yayılması Forumu.” Forumun başkan yardımcılığına Hamza Yusuf getirildi. BAE yönetimi bununla da kalmadı. Ülke tarihinde ilk defa “fetva konseyi” teşkil edilerek, başına Şeyh Abdullah bin Beyye atandı. Sadık talebesi Hamza Yusuf da elbette konseyde üye sıfatıyla yer aldı.

Şeyh Abdullah’ın başkanlık ettiği forumun geçtiğimiz ay Abu Dabi’de düzenlediği uluslararası toplantının açılışında BAE yönetimine övgüler yağdıran Hamza Yusuf, hocasıyla birlikte sürdürdüğü siyasi yürüyüşün geldiği noktayı da gözler önüne seriyordu. Yusuf’un, BAE’yi hoşgörü, anlayış, huzur, emniyet ve sivil toplumun gelişimi açısından örnek bir ülke olarak nitelemesi, -haklı olarak- hem şaşkınlığa hem de tepkiye neden oldu.

Aslında bakılırsa, ortada şaşıracak bir şey de yoktu. Başlarda Amerikan dış politikasına karşı oldukça keskin ve eleştirel bir dil kullanan Hamza Yusuf, 11 Eylül 2001 saldırılarının yaşanmasından sonra hızlı bir şekilde makas değiştirerek, George Bush yönetiminin akıl danıştığı isimlerden biri haline gelmişti. Batı dünyasında (ve şimdi de Körfez’de) histeri halini alan “Siyasal İslâm” nefreti, Hamza Yusuf’la tüm bu çevreleri buluşturan ortak paydalardan biriydi.

Buradaki tartışma, Hamza Yusuf’un BAE’nin mevcut politik duruşunu nasıl içine sindirebildiği değil. Ondan daha çok, Ortadoğu ve İslâm dünyasındaki her türlü “İslâmî” teşebbüsü boğmayı hedef haline getiren bir yönetimin, Hamza Yusuf’u neden baş tacı ettiği üzerinde düşünmek gerekiyor. Bunu düşünmesi gereken de, başta Hamza Yusuf’un kendisi.

(…)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir